bilindiği üzere siyasetçilerin-bürokratların, mühim spor ve sanat olaylarında mutlaka hazır ve nazır bulunması bir ülke klasiği üstelik bu halkın geniş bir kesimi tarafından kabullenilmiş halde. siyasi partisi veya görüşü çoğu zaman önemli de değil çünkü devlet büyüğüne "saygısızlık etmemeyi" şiar edinmiş çok geniş bir kitle var. organizasyonları yapanların da sürekli "destekte bulunan" bu büyüklerimizi başlarının üstünde taşımaları adetten. devletin parasını ve kaynaklarını kullanan kişilerin sanki lütufta bulunuyormuşçasına davranışlarını sineye çekmek zorunda olan insanlara kızmak zor çünkü büyüklerimiz destek ve dahil olmazlarsa köstek olabilecek nüfuza sahiplerdir. yani büyüklere gider yapan birini görmemiz zor, o gideri yaptığında ona sahip çıkacak gücü oluşturamayacağımız da aşikar. peki neden büyüklerimiz böyle organizasyonlarda yuhalanır oldu? açıkçası yuhalayanlar beyaz türkler, kemalistler, ulusalcılar, muhalifler martavalına inanan varsa okumaya devam etmesin, ona hayatta başarılar. böyle düşünmemdeki en büyük etken türk telekom arena'nın açılışında yaşanan olaydır. o zamanın toki'cisi, şimdinin çevre ve şehircilik bakanı olan erdoğan bayraktar'ın konuşmasına sinirlenerek önce bayraktar'ı sonra da erdoğan'ı yuhalayan kitle oldukça karışık bir kitleydi, tek ortak özellikleri galatasaraylı olmaktı ve tepki gösterdikleri; eski başkanlarına, camia açısından çok büyük önem taşıyan bir isme yapılan ayıptı ve sonraki günlerde bu ayıp tamamıyla camiaya karşı döndü, neredeyse bütün futbol dünyası "adamlar size saha yaptı bir de yuhalıyorsunuz" diye dalga geçti. o dönemde yine pek çok devlet büyüğü ve medyadan oluşan çok geniş bir yelpaze tarafından stadyumu başbakan kendi cebinden yapmış, karşılığında ali sami yen gibi bir yer onlara bırakılmamış gibi başbakana övgüler düzüldü, böyle ulu bir adama ne kadar ayıp edildiğinden bahsedildi, yeri olmadığı söylendi. ne zaman bir spor müsabakasında bir yuhalanma olayı yaşansa tepkiler buna benzer oluyor yeri değil, rezil olduk, ayıp, ah beyaz türkler, ulusalcılar vs. herhangi bir sporu/takımı takip eden geniş kitleyi belli bir siyasi eksene oturtan insanlara mı güleyim, gayet basit ve şiddet içermeyen bir demokratik hakkı kullanmayı rezillik veya ayıp olarak tanımlayanlara mı laf anlatsam bilemedim. tenis özelinde böyle bir tehlike var, tenisi takip eden kitleyi tek tipleştirmeye gidecek insanlar çok olacaktır ama kendim de tenisi takip ettiğim için ve geçen sene şampiyonayı izlemeye gelenleri gördüğüm için kafalarda oluşan sadece zengin, beyaz türk, tuzu kuru kitle veya chp teyzeleri ve onların aileleri yok orada zaten zengin insanların orada olduğu varsayımında bulunup, onların da iktidar karşıtı olduğu çıkarımına nasıl varıyorsunuz onu da merak ediyorum? bir de velev ki öyle bir kitle var, bu kitlenin iktidarı yuhalamaya hakkı yok kararını kim veriyor? yeri değil, rezil olduk, ayıp diyerek; toplumsal bir tepkiye misafirin yanında anne babasına asilik yapan çocuk muamelesi çekenler ise favorim. dünyada eşine rastlanmayacak seviyede ülkeyi temsil etme hadisesiyle kafayı bozmuş bir toplumuz bu tip çıkışlar doğal aslında ama işte yersiz çıkışlar. hiçbir yabancı bu olaya rezillik olarak bakmaz, organizasyon aksamadığı sürece de kimseye rezil olmazsanız kaldı ki bu turnuva özelinde en büyük alkışı hak eden de seyircilerdir. bu etkinliğin istanbul'a gelmeden önceki durağı katar'dı muhtemelen pek çok büyüğün desteği ile katar'da yapılan organizasyon boş tribünlere oynanıyordu. fatma şahin olayla ilgili şöyle demiş
"bu şampiyonadaki güzelliği göremeyip, verilen büyük emeği anlayamayanları da kendi dar ufuklarını açmaya, türkiye'nin dünyada geldiği konumu anlamaya davet ediyorum. artık "gözleri var görmezler, kulakları var duymazlar" sözünün tarif ettiği düşünce yapısından uzaklaşmaları gerektiğini düşünüyorum. bütün sorunlarına rağmen türkiye artık onların gördüğü düzeyin çok ötesinde bir ülke. kanaatimce bu güzelliği yaşamaları ve hatta katkıda bulunmaları, en azından yapılan çalışmalara destek vermeleri onların da ülkelerine borcudur." ilk günden beri turnuvaya en büyük katkıyı veren izleyicilerle ilgili, sırf ona tepki gösterdiler diye böyle bir açıklama yapabilen bir siyasetçiyi savunmak çok zor. bir de genel olarak iktidarın kendi düzenlediği etkinlikler haricinde toplum önüne çıkmadığı ülkede ise yersiz tepki demek, gülünç bir argüman.
"bu şampiyonadaki güzelliği göremeyip, verilen büyük emeği anlayamayanları da kendi dar ufuklarını açmaya, türkiye'nin dünyada geldiği konumu anlamaya davet ediyorum. artık "gözleri var görmezler, kulakları var duymazlar" sözünün tarif ettiği düşünce yapısından uzaklaşmaları gerektiğini düşünüyorum. bütün sorunlarına rağmen türkiye artık onların gördüğü düzeyin çok ötesinde bir ülke. kanaatimce bu güzelliği yaşamaları ve hatta katkıda bulunmaları, en azından yapılan çalışmalara destek vermeleri onların da ülkelerine borcudur." ilk günden beri turnuvaya en büyük katkıyı veren izleyicilerle ilgili, sırf ona tepki gösterdiler diye böyle bir açıklama yapabilen bir siyasetçiyi savunmak çok zor. bir de genel olarak iktidarın kendi düzenlediği etkinlikler haricinde toplum önüne çıkmadığı ülkede ise yersiz tepki demek, gülünç bir argüman.
yuhalanan isimlere gelelim hani cidden iktidarın kurmaylarını görünce dayanamayan "muhaliflik kanına işlemiş" vatandaşlara mı sahibiz? bakanlığı süresince her daim eleştirilerin hedefi olmuş ama asla görevini bırakmamış denizcilik, ulaştırma ve haberleşme bakanı binali yıldırım tenis turnuvasında ne alaka inanın çözemedim, turnuva istanbul'da olduğu için belediye başkanı'nın orada olması daha alakalı ama istanbullu'nun bu seneki trafik çilesi düşünülünce ulaştırma bakanı+belediye başkanı müthiş bir yuhalama combosu gibi duruyor. diğer bir bakanımız ise ki konuşmasını tam bir siyasetçiye yakışır biçimde bağırarak yapmaya çalıştı ayrı bir alkışı hak ediyor. son dönemde kadınlarla ilgili pek çok konu gündemde malum; kürtaj yasağı, kadına karşı şiddet, kadın cinayetleri ve son olarak da boşanmada ombudsmanlik diye bir hadise ile en yoğun gündemli bakanlardan, bakmayın adının hep kadınlarla ilgili konularda anıldığına artık adı değişti o bakanlığın ve daha ulvi bir göreve kavuştu; aile ve sosyal politikalar bakanı fatma şahin. o da herhalde kadınlar tenisi diye çağrıldı erkekler tenisi olsa karizmatik, başbakanına haklı olarak hayran gençlik ve spor bakanı suat kılıç gelirdi. en çok yuhalanan fatma şahin oldu zira binali yıldırım kaçtı pardon vakur bir şekilde podyumu terk etti. tabi ki sadece isimlere duyulan antipatiden dolayı bunlar yaşandı demiyorum, iktidarın pek çok farklı kesimi rahatsız eden agresif tavrından doğan rahatsızlıklar da etken ki şu anda en az bir takım veya spor türünü destekleyen insanlar kadar farklı siyasi görüşten insanları bir çatı altında toplayabilecek güce sahip 29 ekim tartışmaları var. bütün bunlar haricinde bir de apolotik kitle var ki bu tip hadiselerden bıkmış haldedirler diye tahmin ediyorum ve buna tepki koyabilirler. evet o kadar absürd bir haldeyiz.
bir de naçizane benim de dahil olduğum bir kitle var ki böyle organizasyonlarda siyasetçi görmek istemiyoruz, kendi oy verdiğimi de görmek istemiyorum ki zaten öyle bir rüyam olsa da göremem herhalde. :) hiçbir şekilde spor, sanat organizasyonlarında desteklerini esirgememiş devlet büyüğü görmek istemiyorum. sırf bu bile yuhalanma sebebi gidin işinizi yapın, destek olduysanız plaketinizi alın bir yere koyun.


























