salgın (contagion) : iflah olmaz soderbergh hayranı olarak kaçırmamın mümkün olmadığı film. oyuncu kadrosu da ünlüler geçidi kıvamında (marion cotillard, matt damon, laurence fishburne, jude law, gwyneth paltrow, kate winslet, bryan cranston, jennifer ehle, sanaa lathan) ama beni konusu, oyuncuları değil yönetmeni ilgilendiriyor ondan seçtim.
oyunun sonu (margin call): amerika'da oluşan son ekonomik krizin bir yatırım bankasındakileri nasıl etkilediğini 24 saatlik bir zaman diliminde anlatan film, oyuncu kadrosu (kevin spacey, paul bettany, jeremy irons, zachary quinto, simon baker, penn badgley, mary mcdonnell, demi moore, stanley tucci) ile çok dikkat çekici. hollywood'un nasıl da batırdık, ne yapacağız şimdi tarzı filmlerini seven biri olarak bu filmi merak ediyorum.
gökten düşen uydu (le skylab): julie delpy'nin yönetmenliğini yaptığı bir duygusal aile komedisi. kalabalık bir ailenin hafta sonu büyükannelerinin doğum günü için bir araya gelmesini yıllar sonra evin en küçüklerinden birinin anlatımıyla izleyeceğiz.
yeni başlayanlar (beginners): yönetmen mike mills'in kendi hayat hikayesinden yola çıkarak çektiği bu filmde babasının ölümünü kabullenmeye çalışırken onun çocukluğunu, annesinin ölümü ve 75 yaşında eşcinsel olduğunu açıklayan babasıyla olan ilişkisini izleyeceğiz. oyuncular da dikkat çekici ewan mcgregor, christopher plummer, mélanie laurent, goran visnjic.
tehlikeli ilişkiler (a dangerous method): cronenberg'in son ve merakla beklenen filmi sigmnund freud ve carl jung arasındaki dostluğun nasıl bozulduğunu anlatıyor. özet geçmek gerekirse, jung hastalarından biriyle yakınlaşmaya başlayınca freud ile arası açılmaya başlar. senaryo ve yönetmen ilgi çekici kadro da muhteşem; viggo mortensen, keira knightley, michael fassbender, vincent cassel, sarah gadon, andré hennicke.
almanya'ya hoşgeldiniz (almanya-willkommen in deutschland): türkiye'den almanya'ya göç eden hüseyin yılmaz ve ailesinin yıllar sonra temelli dönüşünün yolculuğu sırasında anılar, tartışmalar ve barışmalarla dolu bir yolculuk filmi. filmekimi sitede"türkiye'den almanya'ya işçi göçünün 50. yılında bu ülkedeki türklerin macerasını iyimser ve neşeli bir yaklaşımla ele alıyor" demiş.
kevin hakkında konuşmalıyız (we need to talk about kevin): lionel shriver'ın romanından iskoç yönetmen lynn ramsay tarafından beyazperdeye uyarlanmış filmde, oğlu kabul edilemez bir şey yapan annenin oğlunu sevip sevmediğinden, onun hareketlerinden sorumlu tutululup tutulamayacağına kadar içinde bulundurduğu duyguları, toplumun tutumunu anlatan filmde tilda swinton anne rolünde harikalar çıkarmış diyorlar.
olmak istediğim yer (this must be the place): sean penn'in 50 yaşında bezgin bir rock yıldızını (cheyenne) canlandırdığı filmde, cheyenne 30 yıldır görüşmediği babasının ölümünün ardından auschwitz toplama kampında babasına işkence eden subayın peşine düşme hikayesi.
ruh eşim (café de flore): C.R.A.Z.Y.'nin yönetmeni jean-marc vallée'nn son filmi. Film, "biri 1960'ta, diğeri günümüzde geçen ama birbirine paralel ilerleyen iki farklı olay örgüsünü izliyor. Birinde 1960'ların Paris'inde bekâr bir anne olan Jacqueline, Down Sendromlu oğlu için her şeyi feda etmeyi göze alırken diğer öyküde Montreal'de eşinden tatsız bir şekilde boşanan ünlü bir DJ konu alınıyor." demiş filmekimi filmi anlatırken. ilgi çekici konu ve yönetmen.
tost (toast): yemek yapmayı çok seven, annesi ve babasından çok bahçıvana, temizlikçiye yakın bir çocuk, ülkenin en önemli yemek yazarlarından olacak nigel slater'ın gözünden 1960'ların ingiltere'si. helena bonham carter ve freddie highmore oyuncular arasında
umut limanı (le havre): finlandiya'nın 2012 oscar adayı olan filmde, eski bir yazarın daha reşit bile olmayan afrikalı kaçak bir göçmen ile kesişen öyküsünü anlatılıyor.
bunlar benim seçtiklerim, daha bir sürü film var tabi diğer dikkat çekici filmler jane eyre, restless, melankolia, elena. detaylı her tür bilgi, tüm filmler ile ilgili bilgi filmekimi sitesinde

2 laf üstüne laf:
sevgili blogger: bloguna bayıldım!! sıkı bır gs taraftarı olman artı bır bayan olmana ragmen futbbolu sevmen bayanlarda futbolu sevebilir neden bu onyargı? ayrıca tenis ve futbol benım vazgecılmezım ve bu 2 seydede yazıyorsun yanlız ben sıkı bir nole taraftarıyım :) lutfen yazmaya devam et
teşekkür ederim. tumblr, twitter falan derken blogger'a hiç bakmaz oldum arada niyetlensem de yazmıyorum zor geliyor. diğerlerinde uğraşmadan hemen yazıyorsun burası öyle değil. :) nole konusunda ise yazmayı düşündüm hem de savunan bir yazı (sevmeyeni çok malum) ama vazgeçtim bakalım avustralya açık bir başlasın neden olmasın? bir de tenis seviyorum diyorsun şöyle bir online dergimiz var, yeni başladık ilgini çekerse. :) http://www.teniscilerkahvesi.com/
Yorum Gönder